2 Nisan 2014 Çarşamba

İktidar partisinin düşüşü başladı

Seçim değerlendirmelerini hayretle izliyorum. AKP’in yüzde 45 oy aldığı, bunca ağır ithama karşı bunun büyük başarı olduğu, kaldı ki 2009 yerel seçimlerine göre oyunu arttırdığı, Tayyip Erdoğan’a başkanlık yolunun açıldığı yanlı yansız neredeyse tüm yorumcular tarafından savunuluyor. Bu yorumlara hiç katılmıyorum.
            Seçim sonuçlarından başlayalım. Seçim gecesi haber kanalları hepimizi yanılttı. Türkiye geneli oy oranı diye belediye başkanlarının aldıkları oyları verdiler. Oysa bu oyların içinde büyük şehir olmayan 51 ilin belediye olmayan yerleşimlerindeki (çoğunlukla köyler) seçmenlerin oyları dahil değildi. Türkiye genelindeki oy dağılımını görmek için bu 51 ilde il genel meclisleri oylarını, 30 büyük şehirde de ilçe belediye meclisleri oylarını toplamak gerekiyor. CHA dün 13 civarında verdiği bu şekilde hesaplanmış ülke geneli oy dağılımı şöyleydi: AKP 43,2; CHP 26,1; MHP 17,7; BDP+HDP 6 civarı.
AKP kaybederken MHP kazanmıştır

            Bu tablonun yorumu oldukça yalın: Haziran 2011’de oylarını yüzde 49,8 ile zirveye taşıyan iktidar partisi asgari 6,5 puan kaybetmiştir. Seçmen kaybı 2 milyon civarındadır. CHP yerinde saymıştır. Ana muhalefet ayrı bir yazıyı hak etmektedir. Keza BDP de yerinde saymıştır. “Yüzde 10’u rahat geçer” balonu patlamıştır. Seçimden başarılı çıkan yegane parti. MHP’dir. Yüzde 13 civarından yüzde 17’nin üzerine çıkmıştır. Bu iyi midir kötü müdür?  Barış süreci açısından iyi değildir. Ama otoriter rejime fren koyma açısından iyidir.
            Şimdi, “Haziran 2011’e değil Mart 2009’a bak” diyebilirsiniz. Tamam bakalım.  Mart 2009 ekonomik kriz nedeniyle işsizliğin tavan (yüzde 10’dan 14 küsura) milli gelirin de taban (bir yıl öncesine kıyasla yüzde 15 ekside) yaptığı dönemdi. Yani ekonomik koşullar bugüne kıyasla çok kötüydü. AKP Mart 2009’da Temmuz 2007’ye kıyasla 8 puan kaybetmişti (yüzde 46’dan 38’e). Bu puanları belediyeleri kötü yönettiği için kaybetmedi. İki nedenle kaybetti: Bir, kötü ekonomik durum nedeniyle, iki 2007’de ateş altındaki AKP’yi savunmak için stratejik oy kullanan islamcı ve merkez sağ seçmenlerin esas partilerine dönmeleri nedeniyle. Nitekim Mart 2009’da Saadet yüzde 5 civarı oy aldı. Oysa geçen Pazar oyu yüzde 1.5’tu. Diğer merkez sağ partiler de 0 küsurat partisi oldular.

Erdoğan başkanlık riskini almaz

            Kaldıki, doğru karşılaştırma Mart 2009 mu yoksa haziran 2011 mi tartışmasının fazla bir anlamı da yok. Geçen Pazar oy kullanan yaklaşık 48 milyon seçmen, 6 ay bilemedin bir yıl sonra genel seçimlerde sandığı gidecek seçmendir. Genel seçimlerin sonucunu da bu seçmen kitlesinin bugünkü eğilimlerinden yola çıkarak kestirmek zorundayız. Bir kere, AKP’nin merkez sağ, muhafazakar, islamcı, kesimden kendine katacağı oy kalmamıştır. CHP ve BDP seçmenlerinden oy apartması beklenemeyeceğine göre geriye MHP seçmeni kalıyor. MHP’ye kaptırdığı oyları geri alabilir mi? Burada MHP’ye katılan yaklaşık 2 milyon seçmenden söz ediyoruz. Bu seçmenlerin kim olduklarını ve neden MHP’yi desteklediklerini bilmiyorum. Seçim sonrası anketleri bu konuya odaklanmalıdır.
            Şahsi görüşüm, gelecek genel seçimlerde bu oy dağılımının fazla değişmeyeceği şeklindedir. AKP kurmaylarının kapalı kapılar ardında benzer bir değerlendirme yaptıklarını sanıyorum. Böyle ise, başabakan köşke aday olmayacak demektir. Bunun iki önemli nedeni var: Bir, bu oy dağılımı ile AKP, seçim çevrelerini daraltsa bile, referandum çoğunluğu olan 330 küsur sandalyeye ulaşamaz. Bu durumda sayın Erdoğan Ağustos’ta cumhurbaşkanlığını ikinci turda kazansa bile Köşkte bugünkü sınırlı yetkilerle kalır. Kimi başbakan seçerse seçsin Türkiye’yi bugün yönettiği gibi yönetemez. İkinci neden, AKP’nin oyları düşerken, üzerinden yoluszluk şaibesi kalkmamışken ve de cemaat ile savaşı sürdürmeye kararlı görünürken AKP başkanlığını ve başbakanlığı bırakıp köşke çıkması mantıklı olmaz.

            Köşenin sınırlarını çoktan aştım. Siyaseti konuşmaya devam edeceğiz. Bu arada ekonomiyi ihmal edersem kusura bakmayın. İki satırla 2013 büyümesine deyineyim: Sürpriz yok: Yüzde 4. Yüzde 2’nin üzerine bayağı iyi. Ama kalitesi berbat. Tamamen özel tüketime ve kamu harcamasına dayalı bir büyüme. Yatırımlarda artış yok. İhracatın katkısı sıfır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder