seçim barajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim barajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2013 Çarşamba

Tartışmaya devam

Bugün de seçim sistemi reformunu tartışmaya devam etmek istiyorum. Ekonomide acilen ele alınması gereken bir konu yok şimdilik. Dün yayımlanan yazımda genel bir değerlendirme yapmıştım. Bugün Ak Parti tarafından tartışmaya açılan iki alternatif sistemin daha ayrıntılı bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Bu arada dün akşam konuştuğum bir Ak Parti yöneticisinden dünkü yazımda sorduğum kritik sorunun da yanıtını aldım. Dar bölge alternatifinin (her seçim çevresinde tek milletvekili) anglosakson sisteminde olduğu gibi tek turlu düşünüldüğünü, dahası Başbakan’ın tercih ettiği reform alternatifinin de bu sistem olduğunu öğrendim. Bu arada Ak Parti’nin seçim sistemini şu veya bu şekilde değiştirmeye kararlı olduğunun da yetkili bir ağızdan teyidini almış oldum. Dolayısıyla dar bölge alternatifini de kapsamlı bir şekilde tartışmamız gerekiyor.

Yüzde 5 baraj riskli
Dünkü yazımda yüzde 5 baraj + daraltılmış bölge şeklinde özetlenebilecek sistemin yol açacağı siyasal sonuçları genel hatlarıyla özetlemiştim. Bu sistemde BDP yüzde 5 barajını aştığı sürece hak ettiği temsili elde eder. Yüzde 5’lik barajı 2014 ya da 2015’te yapılacak genel seçimde aşacağı kesin gibi. Ancak daha sonraki seçimlerde az bir farkla barajın altında kalırsa büyük sorun çıkar. Çünkü BDP Doğu ve Güneydoğu’da yine birçok milletvekili kazanacaktır. Dolayısıyla Ak Parti barajı sıfırlamak istemiyorsa, -ki benim önerim buydu-, hiç olmazsa yüzde 3’e çekmeyi göze almalıdır. Ak Parti, Saadet Partisi ile Demokrat Parti’ye can suyu vermek istemiyor. Bir kısım Ak Parti seçmeni düşük barajda bu partilere yönelebilir. Bunu anlıyorum. Ancak bu tehdit yüzde 5 baraj ile de mevcut. İlerde bu partiler şu veya bu nedenle güçlenebilirler.

BDP’nin bu sisteme temelden itiraz edeceğini sanmıyorum. İstanbul ve Mersin’de milletvekili çıkaramayabilir. Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün “BDP bir bölgeye hapsedilmek isteniyor” tepkisi manidardı. Ben bunda temel bir sakınca görmüyorum. Önemli olan BDP’ye Doğu ve Güneydoğu’da hakkıyla kazandığı milletvekillerinin verilmesidir. BDP isterse sol ile ittifak yaparak İstanbul’da güçlü olduğu daraltılmış seçim çevrelerinde bağımsız adaylar gösterebilir. Tabii bu yöntem ülke genelinde oy oranının bir miktar azalarak yüzde 5 barajının altında kalma riskini gündeme getirebilir. Bu bakımdan da barajın yüzde 3’e çekilmesi iyi olur.

Referandum çoğunluğu
Dünkü Radikal’de Tarhan Erdem seçim çevrelerinin 5 milletvekili ile sınırlandırılmasını eleştirdi. Sınırın 14 milletvekiline kadar çıkabileceğini savunuyor. Ben 6 sınırını önermiştim. Daha fazlasının milletvekili seçmen bağının güçlenmesine hizmet etmeyeceğini düşünüyorum. Bu sınır meselesi önemli çünkü bölgeler ne kadar daraltılırsa Ak Parti’nin de egemen parti olarak referandum çoğunluğunu (330 üzeri) sağlama olasılığı o kadar artıyor. Diğer bir deyişle Ak Parti, referandum çoğunluğunu daha düşük oy oranlarında elde edebiliyor. Sanırım bu durum çok tartışılacak. Şahsen bir koşulla referandum çoğunluğu çıtasının aşağıya çekilmesine karşı değilim: Anayasa referandumunda hem katılım hem de kabul için nitelikli çoğunluk aranması şartıyla. Örneğin, katılım oranı en az yüzde 60, kabul oranı da yine en az yüzde 60 olabilir. Bir yandan yeni anayasa yapımının kolaylaşmasını istiyorum ama diğer yandan da Ak Parti’nin damgasını taşıyacak bir anayasanın yüzde 50 + 1 oyla kabul edilmesini hem yanlış hem de tehlikeli buluyorum.
Türkiye milletvekilliği Ak Parti’nin önerileri arasında yok. Oysa bu iyi bir fikirdi. Benim önerim milletvekili sayısını 600’e çıkarmak, 50 ekstra milletvekilini de ülke genelinde barajsız tam nispi usulle seçmekti. Bu yöntem küçük partilerin de bir ölçüde temsilini sağlayacaktı. Ak Parti, Türkiye milletvekilliğini yeniden düşünmelidir.

İki turlu dar bölgeye evet
Sıfır barajlı tek turlu dar bölge sistemine gelince.. Bu, radikal bir seçim sistemi değişikliği olur ve Türkiye siyasetinde önemli sonuçlar doğurur. Ak Parti’nin açık ara birinci parti olmaya devam etmesi durumunda BDP bölgesel oy yoğunlaşması sayesinde yine 35 civarında milletvekilliği kazanır. Ama MHP grup bile kuramaz. CHP ise önemli ölçüde milletvekili kaybedebilir ve kıyılara hapsolur. Böyle bir siyasal tabloyu Türkiye’nin mevcut koşullarının hazmedebileceğini sanmıyorum. Buna karşılık dar bölge sistemi iki turlu olarak tasarlanırsa çok iyi olur ve desteklerim. Çünkü bu sitemde ikinci turda çeşitli siyasal ittifaklar mümkün olur, daha çoğulcu bir parti yapısı ortaya çıkar. Milletvekilleri merkeze karşı güçlenir ve seçmen tarafından daha kolay takip edilir hale gelirler. Liderlik sultası son bulur. Ak Parti merak etmesin, yüzde 40 civarındaki oy oranlarında bile yine tek başına iktidar olur, hatta referandum çoğunluğunu dahi yakalayabilir.

� ` t �& ��& kit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">
BDP’nin bu sisteme temelden itiraz edeceğini sanmıyorum. İstanbul ve Mersin’de milletvekili çıkaramayabilir. Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün “BDP bir bölgeye hapsedilmek isteniyor” tepkisi manidardı. Ben bunda temel bir sakınca görmüyorum. Önemli olan BDP’ye Doğu ve Güneydoğu’da hakkıyla kazandığı milletvekillerinin verilmesidir. BDP isterse sol ile ittifak yaparak İstanbul’da güçlü olduğu daraltılmış seçim çevrelerinde bağımsız adaylar gösterebilir. Tabii bu yöntem ülke genelinde oy oranının bir miktar azalarak yüzde 5 barajının altında kalma riskini gündeme getirebilir. Bu bakımdan da barajın yüzde 3’e çekilmesi iyi olur. 

Referandum çoğunluğu 
Dünkü Radikal’de Tarhan Erdem seçim çevrelerinin 5 milletvekili ile sınırlandırılmasını eleştirdi. Sınırın 14 milletvekiline kadar çıkabileceğini savunuyor. Ben 6 sınırını önermiştim. Daha fazlasının milletvekili seçmen bağının güçlenmesine hizmet etmeyeceğini düşünüyorum. Bu sınır meselesi önemli çünkü bölgeler ne kadar daraltılırsa Ak Parti’nin de egemen parti olarak referandum çoğunluğunu (330 üzeri) sağlama olasılığı o kadar artıyor. Diğer bir deyişle Ak Parti, referandum çoğunluğunu daha düşük oy oranlarında elde edebiliyor. Sanırım bu durum çok tartışılacak. Şahsen bir koşulla referandum çoğunluğu çıtasının aşağıya çekilmesine karşı değilim: Anayasa referandumunda hem katılım hem de kabul için nitelikli çoğunluk aranması şartıyla. Örneğin, katılım oranı en az yüzde 60, kabul oranı da yine en az yüzde 60 olabilir. Bir yandan yeni anayasa yapımının kolaylaşmasını istiyorum ama diğer yandan da Ak Parti’nin damgasını taşıyacak bir anayasanın yüzde 50 + 1 oyla kabul edilmesini hem yanlış hem de tehlikeli buluyorum. 
Türkiye milletvekilliği Ak Parti’nin önerileri arasında yok. Oysa bu iyi bir fikirdi. Benim önerim milletvekili sayısını 600’e çıkarmak, 50 ekstra milletvekilini de ülke genelinde barajsız tam nispi usulle seçmekti. Bu yöntem küçük partilerin de bir ölçüde temsilini sağlayacaktı. Ak Parti, Türkiye milletvekilliğini yeniden düşünmelidir. 

İki turlu dar bölgeye evet 
Sıfır barajlı tek turlu dar bölge sistemine gelince.. Bu, radikal bir seçim sistemi değişikliği olur ve Türkiye siyasetinde önemli sonuçlar doğurur. Ak Parti’nin açık ara birinci parti olmaya devam etmesi durumunda BDP bölgesel oy yoğunlaşması sayesinde yine 35 civarında milletvekilliği kazanır. Ama MHP grup bile kuramaz. CHP ise önemli ölçüde milletvekili kaybedebilir ve kıyılara hapsolur. Böyle bir siyasal tabloyu Türkiye’nin mevcut koşullarının hazmedebileceğini sanmıyorum. Buna karşılık dar bölge sistemi iki turlu olarak tasarlanırsa çok iyi olur ve desteklerim. Çünkü bu sitemde ikinci turda çeşitli siyasal ittifaklar mümkün olur, daha çoğulcu bir parti yapısı ortaya çıkar. Milletvekilleri merkeze karşı güçlenir ve seçmen tarafından daha kolay takip edilir hale gelirler. Liderlik sultası son bulur. Ak Parti merak etmesin, yüzde 40 civarındaki oy oranlarında bile yine tek başına iktidar olur, hatta referandum çoğunluğunu dahi yakalayabilir.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Ak Parti, barajı indirmekten neden korkuyor?

Seçim barajının kalkması için yürüyor; yolu uzunu olabilir
Seçim barajının barış sürecinin başlıca anahtarından biri olduğunu uzun uzun açıklamaya sanırım gerek yok. Bir yandan PKK’yı silah bırakıp demokratik mücadeleye davet edeceksiniz, diğer yandan Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) TBMM’de temsilini yüzde 10 barajı ile engelleyeceksiniz. Olacak iş değil! Gerçi Haziran 2011 seçimlerinde BDP’nin bağımsız adaylar aracılığı ile 36 milletvekili kazandığı bir vakıa. Baraj olmasaydı zaten bu kadar milletvekili çıkaracaktı. Ancak bağımsız adaylar aracılığıyla parlamentoya girmek için zor ve riskli manevralar gerekiyor. Dahası, BDP parti olarak seçimlere katılmadığından devletin dağıttığı bol kepçe yardımlardan yararlanamıyor. Mevcut sistemin adil olmadığı aşikâr.

Eğer Ak Parti iktidarı barış sürecinde yol almak istiyorsa eninde sonunda seçim barajı sorununa el atmak zorunda. Bu zorunluluğun ilk sinyalleri geçen hafta basına yansıdı. Çeşitli medya organlarında Ak Parti’nin seçim sistemi reformu konusundaki düşüncelerine dair haberler çıktı. Resmi bir açıklama yok ama bu haberlerden Ak Parti’nin kafasında genel hatlarıyla şöyle bir plan olduğu anlaşılıyor: Barajı en fazla yüzde 7’ye indirmek, buna karşılık seçim çevrelerini en fazla 5 ya da 6 milletvekiline sahip olacak şekilde daraltmak.

BDP yüzde 7’yi geçer 

Bu, tuhaf bir plan. BDP’nin son seçimlerdeki bağımsız adayları yüzde 6 civarında oy aldılar. Anketler BDP’nin oy oranını halen yüzde 6,5 civarında tahmin ediyor. Ak Parti barajı yüzde 7’ye indirirse BDP, barajı büyük olasılıkla geçer. Ben de Tarhan Erdem gibi düşünüyorum. Ak Parti’nin Kürt seçmenlerinin bir bölümünü, hatta oy verecek parti bulamayan Türk seçmenlerin de bir bölümü bu koşullarda BDP’ye oy verir. Dolayısıyla barajı yüzde 7 gibi yine yüksek bir düzeyde tutmanın BDP’yi engellemeye yönelik olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir niyet varsa, tüm sonuçlarına katlanarak, Ak Parti’nin barajı yüzde 10’da bırakması gerekir.

Şubat ayında Betam’dan ‘Türkiye için seçim sistemi reformu’ adlı bir rapor yayımladım. Bu çalışmada mevcut seçim sistemini, barajı sıfırlayan ancak buna karşılık seçim çevrelerini en fazla 6 milletvekili ile sınırlayan alternatif sistemi simülasyon modelleri aracılığı ile karşılaştırıyorum. Tercihim olan bu ikinci alternatifte daha fazlası da var ama bu yazının esas meramını ilgilendirmediğinden konunun bu tarafını es geçiyorum. Simülasyon modelleri açıkça şu iki sonucu ortaya koyuyor: Bir, seçim çevreleri daraltıldığında Ak Parti’nin çoğunluk oy oranı yüzde 40 civarına yükseliyor. Son anketlerin en kötümseri dahi Ak Parti’nin oy oranını yüzde 40’ın bir hayli üzerinde tahmin ettiğini akılda tutalım. İki, halen referandum çoğunluğu olan 331 milletvekili için mevcut sistemde Ak Parti’ye en az yüzde 50 gerekirken önerdiğim alternatif sistemde bu oran yüzde 46 civarına düşüyor.

Kritik soru 

Mevcut sistem ile sıfır ya da çok düşük barajlı daraltılmış bölge sisteminin karşılaştırılmasının sonucu açık: Barajı yüzde 7’ye çekmek BDP’yi engellemez. Zaten Ak Parti’nin de böyle bir amaç güttüğünü sanmıyorum. Aksi takdirde barış sürecinde samimi olduğuna kimseyi inandıramaz. Öte yandan milletvekili sayısı açısından Ak Parti’nin barajı büyük ölçüde indirmekle, hatta sıfırlamakla kaybedeceği bir şey yok. Aksine yüzde 45 üzerindeki oy oranlarında avantajlı görünüyor. Yüzde 40’ın altında tek başına iktidar olmak ise ne Ak Parti’ye yarar ne de Türkiye’ye. Dolayısıyla kritik soru şu: Ak Parti barajı indirmekten neden korkuyor? Bu soruya bir yanıtımın olduğunu düşünüyorum. Ama yerim bitti. Yanıt gelecek çarşambaya kaldı.

23 Temmuz 2013 Salı

Why does AK Party fear lowering electoral threshold?

One of the critical keys to the success of the settlement process with the Kurdistan Workers' Party (PKK) is obviously an electoral system reform. The 10 percent threshold inherited from the military era following the Sept. 12, 1980 coup was put in place to prevent political instability caused by fragile and ineffectual coalition governments in the 1970s, but with time, it became the principal tool to prevent Kurdish parties from entering Parliament. The current pro-Kurdish party, the Peace and Democracy Party (BDP), has only ever won around 6 percent of the vote in a general election and recent polls do not give it more than 6.5 percent.


Ballot box is not just a box!
The 10 percent threshold admittedly continues to raise an insurmountable obstacle for the BDP to have representatives in Parliament. On the one side you ask the PKK to disarm and participate in the political process but on the other, you continue to place serious obstacles before this participation. The inconsistency is obvious. It is true that the BDP succeeded in having representative in Parliament in the last two elections, but this success was obtained by presenting independent candidates. However, do not forget that this method of bypassing the fateful threshold requires difficult maneuvers since the voters of the BDP belonging to the same constituency must be guided subtly to the different independent candidates running in this constituency. In the June 12, 2011 elections, the BDP's maneuvers were so successful that the most number of its representatives ever were elected. Do not also forget that the BDP is denied generous state funding since it does not participate directly in the elections. This denial is certainly not fair at all.
The high electoral threshold could have easily been changed since this requires a simple majority vote, but the ruling Justice and Development Party (AK Party) preferred not to touch it until now. Nevertheless, signs have appeared indicating that the AK Party is working on revising the current electoral law. According to the Hürriyet and Sabah newspapers, the AK Party government has the intention of lowering the threshold to 7 or 8 percent but also limiting the constituencies to five or six representatives at the same time. I had to propose an electoral system reform in this column (see my article “Electoral system reform,” on Sept. 27, 2012) and I later published a report on the same subject last September for Bahçeşehir University's Center for Economic and Social Research (BETAM) called “A new electoral system proposal for Turkey.”
Using simulation models, the report compares the distribution representatives among parties for the same vote distribution in the actual electoral system and in the reformed system that I proposed. This proposal is based on four principles: 1) Remove the 10 percent threshold; 2) As the absence of a threshold would increase the risks of fractionalization and political instability, narrow the constituencies so that the largest ones would have a maximum of six seats; 3) Increase the number of seats in Parliament from 550 to 600 and elect 550 of them in narrowed constituencies through the current D'Hondt method and elect 50 of them in a national constituency through the proportional method; and 4) As the new electoral system will be a mixed one, give two votes to each voter like in the German electoral system.
In this alternative electoral system the representation of the BDP is not only guaranteed but they can have 36 deputies in Parliament with 6 percent of the vote as is the case currently. This electoral reform will allow overcoming, on the one hand, one of the main obstacles jeopardizing the settlement process and preventing, on the other, an extreme fractionalization of the party system thanks to narrowed constituencies setting a de facto threshold in each constituency. Under the new system, unfair representation would be alleviated through the 50 seats elected at the national level through proportional voting so even a small party with 2 percent of the vote could get a seat.
The crucial point is that the AK Party suffers no risks regarding its number of deputies for the same vote share. On the contrary, the de facto vote share's threshold of getting a referendum majority (331 seats at least) is lowered for the AK Party from its level of 50 percent in the current system to 46 percent in the reformed system. Thus, the question is, why is the AK Party refusing to drop the 10 percent threshold or lower it dramatically? What is the reason behind its intention to still maintain the threshold at a high level? What is the AK Party afraid of? Eventually, I believe to have some answers but I have no room. I hope to come back to the issue on Saturday.