işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2015 Perşembe

İşsizlikte artışa devam

Pazartesi günü yayınlanan kasım istatistikleri işsizlikte ılımlı artışın devam ettiğini gösterdi.
Önceki aya kıyasla mevsim etkilerinden arındırılmış istihdamın 30 bin yükselmesine rağmen işgücü 55 bin artınca işsiz sayısı 100 bin kadar arttı, işsiz sayısı da 3 milyon 120 bine çıktı. İşsizlik oranı 0,1 puan, yüzde 10,6’dan 10,7’ye, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 12,7’den 12,8’e yükseldi. 2013 Kasım ayında genel işsizlik oranı yüzde 9,3 tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 11,1’di. Bir yılda 1,5 puan civarında bir artış var.
Kasım dönemi (ekim-kasım-aralık) tam olarak geçen yılın son çeyreği ile örtüşüyor. Bu dönemde GSYH’nın az da olsa küçüleceğini tahmin ettiğimizi geçen yazımda belirtmiştim. Buna rağmen istihdamda geçen aylardaki kadar olmasa da dikkate değer bir artış olması ilginç. Bu yeni bir gelişme değil. 2012’den itibaren ekonomik büyüme hızında büyük düşüş yaşandı. GSYH artışı yüzde 8-9 düzeyinden ortalama yüzde 3’e düştü. 2014 yılı büyüme hızı da yaklaşık bu civarda bekleniyor. Oysa 2013 Kasım’a kıyasla tarım dışı istihdam yüzde 5,7 arttı. İstihdam artışının ekonomik büyümeden daha yüksek olması yeterince çarpıcı. Normalde işsizliğin düşmesi gerekir. Aksine artıyor çünkü işgücü artışı istihdam artışından daha yüksek. Nitekim bir yıllık işgücü artışı yüzde 7,8.
Yavaş çalışan bir ekonomide bu kadar yüksek miktarda istihdam ve işgücü artışlarının olması başlı başına bir muamma. IMF aylık dergisi Finance & Development’ta birkaç ay önce bazı Latin Amerika ülkelerinde istihdam artışının büyümeden yüksek olduğu dönemler yaşandığını okumuştum. Ayrıntılı bir analiz yoktu ama istihdam artışının hizmet sektöründe yoğunlaştığı belirtiliyordu. Bizde de böyle bir gelişme söz konusu. Bir yılda hizmet istihdam artış oranı yüzde 16. Ama tarım hariç ki bu normal, inşaat istihdamı da yüzde 16 artmış. Sanayide de artış hiç fena değil: Yüzde 8.
İşsizlik adına kuşkusuz sevindirici bir gelişme. Normalde düşük büyüme işsizliği daha hızlı yükseltirdi. Ama anormal bir durum olduğu da ortada. Toplam emek verimliliği düşüyor. Bu durum uzun süre gitmez. Ama ne zaman son bulur bilemiyorum. Diğer ilginç bir nokta bu kadar ilginç bir özelliği iktisatçıların hiç tartışmıyor olması. Hatırlarsınız, 2008-2009 krizinden önce 2000’li yıllarda “istihdamsız büyüme” iddiası dillere pelesenk olmuştu. Aslında doğru bir iddia da değildi. Toplam istihdam büyüme oranına kıyasla az artıyordu çünkü tarım istihdamı azalıyordu. Ama tarım dışı istihdam artışı büyümenin yarısı kadardı ve bu iyi bir orandı. Bugün ise “istihdamsız büyüme” yerine “aşırı istihdamlı büyüme”den söz etmek gerekiyor ama sanırım benden başka bundan söz eden yok. Bu anormalliğin nedenlerini de tam bilmiyoruz.
Sadece yüksek istihdam artışı soru işaretleri içermiyor. Olağanüstü işgücü artışı da bir muamma. Bu konuda bildiğim iki şey var. Birincisi, işgücü ile istihdam birbirinden tamamen bağımsız değiller. İşgücü talebinde bir artış olursa işgücü de artıyor. Keza, işgücü bağımsız bir şekilde artarsa, örneğin kriz döneminde kadın işgücünde olduğu gibi, istihdam da, özellikle kendi hesabına çalışan istihdamı işgücü artışını izleyebiliyor. İkinci bildiğim de kadınların, özellikle düşük eğitimli kadınların, bu olağanüstü işgücü artışında önemli bir paya sahip olmaları. Kriz arifesinde Kasım 2007’de kadın işgücüne katılım oranı yüzde 22,4’tü. Kasım 2014’te yüzde 30,2’ye yükseldi. Halen çok düşük ama artış etkileyici. Aynı dönmede erkek katılım oranı ise sadece yüzde 69’dan 71’e yükseldi.

Sonuç olarak şunu söyleyeyim: Yüksek istihdam ve işgücü artışları bu yıl içinde normalleşmeye başlar. Ekonomi de yüzde 3 civarında büyümeye devam ederse işsizlik de artmaya devam eder.

20 Ocak 2015 Salı

İşsizlikte geçici soluklanma

Bu hafta açıklanan ekim dönemi işgücü piyasası rakamları aylardır devam eden işsizlik artışının durduğunu gösterdi.
Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlara baktığımızda işsizlik oranının yüzde 10,6’da, tarım dışı işsizlik oranının da yüzde 12,7’de kaldığını görüyoruz. Bir yıl önce bu oran yüzde 11,1 idi. Bir yıl öncesine kıyasla tarım dışı işgücü 1 milyon 692 bin (yüzde 7,7), istihdam da 1 milyon 128 bin (yüzde 5,8) artmış. Halen 3 milyon işsiz var.
Tarım hariç sanayi, inşaat ve hizmetlerde eylül ayına kıyasla istihdam artışları söz konusu. İnşaatta temmuza kadar istihdam düşüyordu ardından artmaya başladı. Aynı olgu sanayide de ağustostan bu yana söz konusu. İnşaatta durgunluktan, sanayide ise çok düşük büyümeden söz edilirken istihdamın artmaya devam etmesi ilginç. Bu artışlar bir canlanmanın öncü göstergeleri olabilirler mi? İstihdamın ekonomik faaliyeti gecikmeyle takip ettiğini unutmayalım. Bunu Ekim sonrası rakamlardan anlayacağız.
İşgücü ve istihdamdaki olağanüstü artışların ekonomik büyümenin yüzde 3 civarında kaldığı bir ortamda şaşırtıcı olduğunu belirtmeliyim. Özellikle Şubat 2014’ten beri böyle gidiyor. Bu tarihte TÜİK’in istatistik serilerde yaptığı değişikliklerin bir etkisi olabilir ama krizden bu yana işgücü ve istihdam ekonomik büyümenin üzerinde artıyor. Bunun böyle devam etmesi mümkün değil çünkü emek verimliliği sürekli azalıyor. Halen tartıştığımız “orta gelir tuzağı” olgusunun en önemli yapısal nedeni emek verimliliğindeki bu azalma. Bu tuhaf durumun daha uzun süre devam etmeyeceğini düşünüyorum. Ekonomik büyüme yüzde 4-5’lere yükselmedikçe işsizliğin de artmaya devam edeceği kanaatindeyim.
İşsizlik konusunda bazı yapısal sorunları ihmal ediyoruz. Bu sorunlardan bir tanesine bugün kısaca değinmek istiyorum. İşsizlikte cinsiyet farklılığı çok büyük. Bu özellikle eğitimli bireyler için böyle. İlkokul ve altı düzeyinde işsizlik oranında cinsiyet farkı çok sınırlı: Yüzde 7 civarında. Ancak lise düzeyine gelince işsizlik oranı farkı muazzam artarak kadınlarda yüzde 19,1’e çıkarken erkeklerde yüzde 8,9’da kalıyor. Yüksekokul mezunları arasında da benzer büyüklükte bir fark var: Bu eğitim düzeyinde kadın işsizlik oranı yüzde 18,1, erkek oranı yüzde 8,2. Dahası bu fark son iki yılda özellikle yüksekokul düzeyinde arttı. Bu oranlar 2012’de sırasıyla yüzde 14,7 ve 7,2 idi. Özellikle eğitimli kadınlarda işsizlik artışı dikkat çekici.
Yüksekokul düzeyindeki işsizlikte cinsiyet farkı Avrupa ülkelerinde büyük farklılık gösteriyor. Hatta bazı ülkelerde (Birleşik Krallık, Fransa, Bulgaristan) kadın işsizlik oranı erkeklerin oranından biraz daha düşük ama çoğu ülkede kadın işsizlik oranları yüksek. Ancak Yunanistan ve Makedonya hariç hiçbir ülkede oran farkı bizim kadar yüksek değil. Avrupa İstatistik Enstitüsü Türkiye için bu farkı 2013’te 7 yüzde puan olarak veriyor. Bizden hemen sonra gelen İspanya’da fark 3,2 yüzde puana düşüyor ve diğer ülkeler için azalarak devam ediyor.
Bildiğim kadarıyla Türkiye’de bu konuda yapılmış araştırma yok. Dışarıda yapılan araştırmalar bu farklılığı genelde başlıca iki nedene bağlıyorlar. Rezervasyon ücretinin farklılığı ve kadınlara yönelik ayırımcılık. Kadınlar çalışmaya daha uzak olduklarından çalışmlk için kabul edecekleri en düşük ücret (rezervasyon ücreti) nispeten yüksek oluyor. Bir de malumunuz çeşitli ayrıcalıklar nedeniyle kadın emeği daha pahalı olabiliyor, bu da ayırımcılığı getiriyor. Ancak mesele bunlardan mı ibaret emin değilim.

Kadın erkek işsizliği arasında bu kadar büyük farkı mutlaka araştırmak gerekiyor.
(Zaman, Ocak 2015)

16 Ekim 2014 Perşembe

İşsizlik hızla artıyor

Dün açıklanan işgücü piyasası temmuz dönemi istatistikleri mayıs ve haziran dönemlerinde görülen işsizlikteki yüksek artışın devam ettiğini gösterdi.
Temmuz döneminde (haziran-temmuz-ağustos) işsizlik oranı yüzde 9,1’den 9,8’e, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 11,1’den 12,0’ye sıçradı. İşsizlik cephesinde ne olup bittiğini anlamak için son ayların mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlarına bakmak gerekiyor.
Geçen yılın aralık ayında mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 9,1’e gerileyerek son yılların en düşük seviyesine inmişti. Ardından aşağı yukarı yatay seyreden işsizlik oranı nisan döneminde yüzde 9,2 idi. Mayısta yüzde 9,6’ya, haziranda yüzde 10’a, temmuzda da yüzde 10,4’e yükseldi. Üç ay içinde işsizler ordusuna tam 363 bin kişi katıldı ve işsiz sayısı 3 milyona çıktı. Kriz dönemi hariç 2002’den bugüne hiçbir dönemde işsizlikte bu kadar hızlı bir artış yaşanmamıştı. Böyle bir gelişme her demokratik ülkede birinci sayfaya manşet olur. Bakalım bizim medya, özellikle hükümet yanlısı medya haberi nasıl verecek!
İşsizlik neden bu kadar hızlı arttı, artış devam eder mi, soruları hem toplumsal hem de siyasal açıdan büyük önem kazandı. Son üç ayda gözlemlenen yüksek işsizlik artışının birincil nedeni basit: Nisan ve mayısta yerinde sayan istihdam, haziran ve temmuzda yüzde 0,7 oranında geriledi. İstihdam edilenlerin sayısı 25 milyon 961 binden 25 milyon 791 bine düşerken işgücü sayısı 28 milyon 709 binden 28 milyon 792 bine yükseldi.
Toplam işgücü artışı normal. Tarım dışı işgücünde son dönemde 133 binlik güçlü bir artış var. Tarım dışı istihdam da yerinde saymış durumda. İnşaat ve sanayide büyük istihdam kayıpları söz konusu. Mayıs-temmuz döneminde sanayi 130 bin istihdam kaybetti. İnşaatta ise Mart döneminde başlayan istihdam kayıpları 218 bini buluyor. Sanayi üretimi yavaş da olsa artmaya devam ederken istihdam kayıpları işgücü verimliliğinin artmakta olduğunu gösteriyor. Büyümenin kalitesi açısından iyi ama işsizlik açısından kötü. İnşaattaki büyük istihdam kaybı ise bu sektörde bir süredir hüküm süren durgunluğa bağlanabilir. Konut sektöründe arz fazlası olduğunu biliyoruz. Hizmet sektöründe istihdam artışı devam ediyor ama bu artış işsizlik artışını engellemeye yetmiyor.
İstihdamdaki bu olumsuz gelişme ne ölçüde zayıf büyümeye, ne ölçüde Ortadoğu’daki kanlı savaşın ve göç dalgasının Güneydoğu Bölgesi ekonomisine yaptığı olumsuz etkiye bağlı bilmiyoruz. TÜİK, bölgesel işgücü istatistiklerini yıllık olarak yayınlıyor. Elimizde en son 2013 rakamları var. Bu yıl bölgede neler olduğunu çok geç öğreneceğiz. Ancak nedenleri ne olursa olsun işsizliğin kısa süre içinde bu ölçüde artması hayra alamet değil. Büyüme düşük kaldığı sürece önümüzdeki dönemlerde bu kadar olmasa da işsizliğin artmaya devam etmesi çok muhtemel. Düşük büyüme-yüksek istihdam artışı dönemi kapanmış görünüyor.
Bu gelişmenin toplumsal ve siyasal sonuçları olacağı aşikâr. Eğer tahmin ettiğim gibi özellikle Güneydoğu’da büyük bir işsizlik patlaması yaşanıyorsa, son günlerde bölgede yaşanan toplumsal gerginliğin gelecekte şiddetlenmesini teşvik edecek bir zemin de gelişiyor demektir. Bu durum Kürt sorununa ve barış sürecine oyalama yerine elle tutulur gerçekçi adımlarla yaklaşmanın aciliyetini hatırlatıyor.

İşsizlikte güçlü artışa AKP hükümetinin, özellikle de Cumhurbaşkanı’nın nasıl bir tepki vereceği de önemli bir gündem maddesi haline geldi. Başkanlık ihtirası nedeniyle AKP açısından son derce kritik kabul edilen genel seçimlere giderken işsizlik artışına seyirci kalınması düşünülemez. Cumhurbaşkanı ne der? Hükümet ne yapabilir? Bu da başka bir yazının konusu.
Not: bu yazı Zaman'da 16 Ekim 2014'te yayınlanmıştır

25 Eylül 2014 Perşembe

İşsizlikte büyük artış

Geçen hafta yayınlanan haziran dönemi işgücü istatistikleri işsizlikte yeni bir döneme girilmekte olduğunun işaretlerini verdi.
Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı mayıs döneminde yüzde 9,2’den 9,5’e sıçramıştı. Haziran döneminde ise yüzde 9,9’a ikinci bir sıçrama yaptı. Tarım dışı işsizlik oranlarında artış daha da yüksek: Nisan döneminde yüzde 11,1 olan oran mayıs döneminde 11,5’e, haziran döneminde de 12’ye tırmandı. Bu çarpıcı gelişmenin ana nedeni istihdamdaki gerileme. İki ayda tarım dışı istihdam 40 bin azaldı. Buna karşılık işgücü 189 bin arttı. Sonuçta iki ay içinde işsiz sayısı 2 milyon 546 binden 2 milyon 775 bine fırladı ve işsizler ordusuna 229 bin kişi daha eklenmiş oldu.
İşsizlikte iki ayda 0,9 puanlık artış ekonomik kriz dönemleri dışında alışıldık bir olgu değildir. İşgücü piyasasında yeni eğilimlerin ortaya çıkıp çıkmadığı, çıktıysa işsizliğin nereye varacağı, gidişatın muhtemel siyasal sonuçları irdelenmek durumundadır.
2013’ün birinci çeyreğinden 2014’ün birinci çeyreğine GSYH yüzde 4,6 oranında arttı. Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarında oldukça yüksek sayılabilecek bu büyüme oranı tarım dışı sektörlerde makul olmayan ölçüde istihdam yarattı. Nitekim bu dönemde istihdam artışı 1 milyon 179 bin, artış oranı da yüzde 5,1 oldu. İstihdam artışı GSYH büyüme oranından daha yüksek oldu! Aynı dönemde işgücü de yüzde 5,4 oranında arttığından işsiz sayısı 196 bin arttı, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 10,8’den 11,1’e yükseldi.
Yüksek işgücü ve yüksek istihdam artışları bir arada düşünüldüğünde işsizliğin sınırlı ölçüde artması kuşkusuz olumlu bir gelişmeydi. İstihdam büyümesi ekonomik büyümeden daha yüksek olduğundan madalyonun diğer yüzünde emek verimliliğinin azalması var ama konumuz işsizlik olduğundan bu tatsız gelişmeyi geçelim. Bu yılın ikinci çeyreğinden itibaren işgücü piyasasında hava bozdu. Yukarıda da belirttiğim gibi işsiz sayısındaki iki aylık artış, öncesindeki bir yıllık artıştan daha yüksek.
Peki ne oldu? Gayet basit: Tarım dışı işgücünün yılık artış temposu son iki ayda yüzde 4,9. Bir miktar yavaşlama var ama işgücünde yüksek artış devam etmiş. Buna karşılılık tarım dışı istihdam azalmış. İnşaat sektöründe son iki ayda 100 bin, sanayide ise 40 bin istihdam kaybı var. Hizmetlerde 100 binlik istihdam artışı bu kayıpları telafi etmeye yetmiyor. İstihdamdaki bu gerileme bir ölçüde ikinci çeyrekte ekonominin küçülmesi ile açıklanabilir. Nitekim, ikinci çeyrekte GSYH yüzde 0,5 azaldı. Yıllık büyüme oranı da yüzde 4,7’den 2,1’e geriledi. İnşaatta büyük sorun yaşanmakta olduğunu istihdam kayıpları teyit ediyor. Sanayide ise büyümenin az da olsa devam etmesine rağmen istihdam kaybı, yüksek istihdam yaratan büyümenin sonuna geldiğimizin işareti olabilir.
Önümüzdeki dönemde büyümenin bir miktar yükselmesi bekleniyor. Ancak yüzde 3 civarında bir büyümeyle birlikte makul istihdam artışlarına dönüş olacaksa, işsizlik artmaya devam edecek demektir. Betam’ın işsizlik öncü göstergesi işsizliğin temmuz döneminde de artacağını öngörüyor. Bu koşullarda işgücü artışında yavaşlama kaçınılmaz olsa da işsizliğin önümüzdeki aylarda artmaya devam etmesi sürpriz olmayacak.

En geç haziran ayında yapılacak genel seçimlerde referandum çoğunluğunu elde etmeyi hedefleyen iktidar partisi, ki bu yüzde 50’nin üzerinde oy almayı gerektirir, son derece tatsız bir gelişmeyle karşı karşıya. İşsizliğin artmasına seyirci kalması düşünülemez. Ancak makroekonomik dengeleri bozmadan ekonomik büyümeyi  artırması da çok zor. Bakalım AKP iktidarı hızla artmaya başlayan işsizliğe ne tepki verecek?
Not: Bu yazı 23 Eylül 2014 tarihli Zaman gazetesinde yayınlanmıştır

23 Eylül 2014 Salı

2023 hedeflerini sorgulamak

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) temel propaganda malzemesi 2023 vizyonu.
Bu vizyonun siyasal hedeflerini tartışmak zor. Dilin kemiği olmadığı gibi “ileri demokrasi” gibi büyük iddiaların hesaba kitaba gelir tarafı yok.  Ama ekonomik hedefler öyle değil. Türkiye ekonomisinin temel özelliklerine vâkıfsanız, biraz hesap kitap yaparak 2023 ekonomi vizyonunun gerçekçi olup olmadığını kolayca sorgulayabilirsiniz.
2023 hedefleri üç yıl önce yüksek büyüme ortamında ortaya atılmıştı. O günden bu güne Türkiye ekonomisi beklenenden daha kötü bir büyüme performansı sergiledi.  Ama AKP ısrarla 2023’te GSYH’yı 2 trilyon dolara ulaştıracağını, bu sayede kişi başına gelirin 25 bin dolara yükseleceğini, işsizlik oranını da yüzde 5’e düşüreceğini iddia ediyor.
GSYH, 2013 yılında 822 milyar dolardı. Bu yıl en iyi ihtimalle nominal olarak yüzde 12 artacak (yüzde 4 reel artış + yüzde 8 enflasyon). Nominal artıştan Türk Lirası’nın 2013 Haziran’ından 2014 Haziran’ına yüzde 10’luk değer kaybını bu artıştan çıkarmak gerekiyor. Demek ki bu yıl dolar cinsinden GSYH en iyi ihtimalle yüzde 2 artarak yuvarlak hesap 840 milyar dolara yükselecek. Bileşik büyüme hesabı GSYH’nın 2023’te 2 trilyon doları bulması için her yıl dolar cinsinden ortalama büyüme hızının yüzde 10 olması gerektiğini gösteriyor.
Türk Lirası’nın reel değerinin 2023’e kadar değişmeyeceğini kabul edersek, dolar cinsinden GSYH artışı reel büyüme oranı ile dolar enflasyonunun toplamına eşit olur. Merkez Bankası mevcut reel kurun yeterince rekabetçi olduğunu düşünüyor. Bu düşünceyi kabul edelim ve Türk Lirası’nın reel değerini koruyacağını (reel kur endeksi 110 civarında kalacak) kabul edelim. Yıllık dolar enflasyonunu yüzde 2 alırsak, reel kurun değişmeyeceği varsayımı altında bile reel GSYH artışının yıllık ortalamasının yüzde 8 olması gerekiyor. Bu artış hızı Türkiye ekonomisinin potansiyel büyümesinin fazlasıyla üzerinde. Türkiye ekonomisi son 2,5 yılda ortalama yüzde 3,5 civarında büyüdü. Bu dönemde verimlilik artışlarının büyümeye katkısı sıfır oldu.
“Peki senin 2023 tahminlerin nedir?” diye sorabilirsiniz. Baz senaryomu özetleyeyim: Zor ekonomik reformların yapılabileceğini sanmıyorum. Kayırmacılıktan ve hukuk dışı uyglamalardan vazgeçilirse yatırım ortamı bir miktar iyileşir, orta verimlilik artışı da 1 yüzde puan civarında olabilir. Bu koşullarda GSYH gelecek 9 yılda ortalama yüzde 4 civarında büyüyebilir. Dolar enflasyonu için yıllık yüzde 2 artış ekleyebiliriz. Dolar cinsinden ortalama GSYH artışı yüzde 6 eder. Bu tempoyla GSYH 2023’te 1,4 trilyona, kişi başına gelir de 16 bin dolara çıkar. Eğer, AKP ekonomide köklü reformlar yaparak verimlilik artışını 2 yüzde puana çıkartabilirse, GSYH 9 yılda 1,5 trilyon dolara, kişi başına gelir de 18 bin dolara ulaşabilir. Yapılabileceğinin en iyisi bundan ibarettir.

İşsizliğe gelince. Ortalama yüzde 4 reel büyüme ve ortalama 1 yüzde puanlık verimlilik artışı çerçevesinde istihdamın ortalama yüzde 2,5 artacağını tahmin edebiliriz. Bu artışın nispeten yüksek bir büyüme-istihdam esnekliği (yüzde 62) varsaydığını not edelim. Daha yüksek verimlilik artışları sayesinde reel büyüme yüzde 5’e yükselse bile istihdam artışının değişmeyeceğini belirteyim. Yüzde 2,5’lik istihdam artışı ancak işgücü artışını karşılar. Bu durumda 2023’te Türkiye işgücü piyasasında toplam istihdamı 32,6 milyon, toplam işgücünü 35,8 milyon, işsizilk oranını da  yaklaşık yüzde 9 olarak hesaplıyorum. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizilk oranı mayıs döneminde yüzde 9,5’e yükselmişti. Açıkça görülüyor ki, bırakın yüzde 5’i, işsizliği yüzde 8’e indirmek için bile daha yüksek büyüme şart.

11 Eylül 2014 Perşembe

Büyümede sürpriz düşüş

Zaman’da yazmaya başlayalı düşük büyümeden çok söz ettim. Betam olarak 2. çeyrek büyümesini yüzde 3,1 olarak tahmin ettiğimizi de biliyorsunuz. Oysa, dün açıklanan büyüme rakamı sadece Betam’ınkini değil tüm tahminleri alt etti; TÜİK 2. çeyrekte GSYH büyüme oranını yüzde 2,1 olarak açıkladı. Birinci çeyrekte büyüme yüzde 4,3 olarak gerçekleşmişti. Ortaya çıkan büyük düşüşün nedeni çeyrekten çeyreğe Türkiye ekonomisinin yüzde 0,5 daralması.
    Büyümedeki gidişatı mevsim etkilerinden arındırılmış çeyrekten çeyreğe gelişmeler gayet iyi açıklıyor. Tüm göstergeler kırmızıda: Özel tüketim yüzde 0,4, özel yatırımlar yüzde 0,7, kamu yüzde 3,3, mal ve hizmet ihracatı yüzde 0,7 düşmüş. Bir süredir azalmakta olan ithalat ise yüzde 1,3 artmış. Böylelikle net ihracatın büyümeye katkısı da negatife dönmüş durumda.
    Bundan sonra büyüme ne olur? Doğrusu milyarlarca dolarlık zor bir soru. 3. çeyrekte büyümenin bir miktar yükseleceğine dair kimi göstergeler yok değil. Sanayi üretim endeksi temmuzda önceki aya kıyasla yüzde 1,8 arttı. Ara malı ithalatı da artışta. Son aylarda düşen kredi faizlerinin iç talebi bir ölçüde canlandırmakta olduğu anlaşılıyor. Buna karşılık dolar güçlenirken Euro’nun zayıflaması, aynı zamanda da Ortadoğu’ya ihracatımız düşerken Avrupa ekonomisinin durgunluk belirtileri göstermeye başlaması hayra alamet değil. 2. çeyrekte Euro Bölgesi’nde büyüme yüzde 0 oldu. Avrupa’da büyüme oranları aşağıya doğru revize ediliyor.
    Bu ortamda iç talepte sınırlı bir canlanma ile birlikte büyüme hızının bir miktar yükselmesi mümkün görünüyor. İlk çeyrekte özel tüketim ve yatırımda daralma daha yüksekti. Kamu kesimi de bu sınırlı canlanmaya ölçülü bir destek verebilir. 2. çeyrekte sürpriz çok ama bence en büyük sürpriz kamu kesiminin yüzde 3,3 küçülmesi oldu. İlk çeyrekte kamunun büyümeye katkısı yüzde 1,4 olmuştu. Bir süre önce bu köşede bütçe performansının zayıflamakta olduğunu savunmuştum. Anlaşılan hükümet de bu tehlikenin farkında olarak 2. çeyrekte frene fena halde basmış. Bundan böyle freni bir miktar gevşetebilir. Bunun için bütçe yeterli manevra alanına sahip.
    Ancak büyüme bir miktar yükselse bile bu yıl için hedeflenen yüzde 4’lük büyümenin yakalanması mevcut koşullarda bir hayli zor görünüyor. Düşen büyümeye bağlı olarak işsizlik artmaya başladı. Mayıs döneminde (nisan-mayıs-haziran) mevsim etkilerinden arındırılmış genel işsizlik oranı yüzde 9,2’den 9,5’e, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 11,1’den 11,4’e yükseldi. Önümüzdeki pazartesi haziran dönemi işsizlik rakamları açıklanacak. Öncü göstergeler işsizliğin artmaya devam edeceğine işaret ediyor.
    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı ilk kez ekonomide kalıcı bir bozulma ile karşı karşıya. Bu, kriz çıkacak anlamına gelmiyor. Mevcut para ve maliye politikaları buna izin vermez. Tabii eğer sürdürürlerse... Ancak yüksek enflasyon-düşük büyüme durumu ile yeni hükümetin nasıl baş edeceği açık değil. Tekrarlamaktan usandım ama yine hatırlatmak zorundayım. Esaslı yapısal reformlar yapılmadan yüksek enflasyon-düşük büyümenin deli gömleğinden kurtulmak mümkün değil. Seçimlere en fazla 8 ay kaldı. AKP ve cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlık sistemine geçebilmek için mutlaka referandum çoğunluğunu (330+milletvekili) elde etmek istiyor. Bunun için AKP’ye yüzde 50’nin üzerinde oy lazım. Bu ekonomik gidişle yakalanması çok zor bir hedef.

    Bu koşullarda küllenmiş görünen iç talebi ne pahasına olursa olsun canlandırma tutkusunun yeniden depreşmesi pekâlâ mümkün. Yakında faiz tartışması geri dönerse şaşırmayın. Ekonomik gidişat aynı zamanda CHP için de fırsat doğuruyor. Tabii tutarlı ve inandırıcı bir ekonomik muhalefet ortaya koyabilirse.
(Bu yazı 11 Ağustos 2014'te Zaman'da yayınlanmıştır)

8 Eylül 2014 Pazartesi

hükümet programında büyüme ve işsizlik

Türkiye ekonomisi halen büyük bir sorunla karşı karşıya. Enflasyon fazlasıyla yüksek, büyüme ise düşük. Perşembe günkü yazımda enflasyonla mücadeleye öncelik vereceğini söyleyen Davutoğlu hükümetini yüzde 10’a yaklaşan enflasyonu yüzde 5’e düşürmek konusunda fazla ikna edici bulmadığımı belirtmiştim. Mali disiplinin sürdürülmesi enflasyonun alıp başını gitmesine engel olabilir ama düşürmeye yetmez. Bunun için kur istikrarı, kur istikrarı için de yüksek verimlilik artışları, yüksek verimlik artışları için de esaslı yapısal reformlar şart. Bu reformlar büyüme hızını yükseltmek için de gerekli.
2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanan ‘dengeli büyüme’ stratejisini başından beri destekledim. Bu strateji özetle iç talebin dizginlenmesini, buna karşılık ihracatın ithalattan daha hızlı artması sağlanarak yüzde 10 gibi rekor düzeye çıkan cari açık/GSYH oranının aşağıya çekilmesi şeklinde tanımlanıyor. Orta Vadeli Program’a göre salt iç talebe dayalı yüzde 8’i aşan büyüme dengeleme politikaları ile yüzde 4’e düşürülecek, ardından da Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme kapasitesi olarak kabul edilen yüzde 5 patikasına oturtulacaktı.
Bu amaçla para politikasında, kredi arzında ve bütçede bir dizi önlemler alındı. Bununla birlikte, büyümenin hem dengeli hem de istenilen düzeyde seyretmesi için bu önlemlerin yanı sıra pek çok alanda kapsamlı reformlar gerekiyordu. Bu reformlar OVP’de etraflı şekilde tanımlanmıştı. Peki sonuçta ne oldu? Kredi artışı düşürüldü, TL’ye kontrollü şekilde değer kaybettirildi. Bu sayede iç talep kontrol altına girdi, ihracat ithalattan daha hızlı artmaya, cari açık oranı da düşmeye başladı. Ancak reformlar yapılmadı. Sonuçta büyüme yüzde 3-4 arasında kaldı. Halen yüzde 5’lik dengeli büyümenin oldukça uzağındayız.
Düşük büyüme ile son dönemde artışa geçen işsizliği hükümet programının vaat ettiği gibi on yılda yüzde 5’e düşürmek imkansız gibi. Bu gidişle işsizliği yüzde 10’un altında tutmak bile başarı sayılmalıdır. Yüksek işsizlikle mücadele bir yandan daha yüksek büyüme (hiç olmazsa yüzde 4’ün üzeri) diğer yandan da kayıtlı işgücü piyasasındaki mevcut katılıkların ortadan kaldırılmasını gerektiriyor.
Hükümet programı rakamsal büyüme hedefleri konusunda hayli ketum. Yeni büyüme hedeflerini ekim ayında OVP yayınlandığında göreceğiz. Buna karşılık ekonomide nelerin değişmesi gerektiği konusunda program oldukça net: Yurtiçi tasarrufları, işgücü ve enerji verimliliğini artıracağız deniliyor. Bu amaçla, üretimde verimliliğin artırılması, işgücü piyasasının etkinleştirilmesi, kayıt dışı ekonominin azaltılması, enerji verimliliğinin geliştirilmesi programlarından söz ediliyor. Bu programların içerikleri ile ilgili kapsamlı bilgi yok ama bazı ilke ve vaatler var.
Büyümenin kalıcı bir şekilde yüzde 5 civarına yükseltilmesi, bir yandan iç tasarrufların artmasına, diğer yandan verimlilik artışlarına bağlı. Kamu tasarrufları belli bir sınıra geldi. Hanehalkı tasarrufları nasıl artırılacak? Özel emeklilik birikimlerine verilmeye başlanan kamu destekleri yetmez. Reel mevduat faizinin 0 civarında olduğu, buna karşılık konut fiyatlarının arttığı bir ortamda tasarruflar artar mı? Ya firma tasarrufları? Bu konuda tek bir satır yok.

Programda, “işi değil insanı koruma” ilkesi çerçevesinde işgücü piyasasında “güvenceli esnekliğin” sağlanacağı, kayıtdışılığı azaltmak için denetimlerin etkinleştirileceği aynı zamanda da sigorta primi teşviklerinin artırılacağı vaat ediliyor. Hiç bir itirazım yok. Ama işgücü piyasasının anahtar reformu Kıdem Tazminatı Fonu’nun nasıl rafa kaldırıldığını yakından bilen birisi olarak bu vaatlerin sözde kalmasını doğrusu çok muhtemel görüyorum. Umarım yanılırım. 

16 Nisan 2014 Çarşamba

Büyüme idare eder, işsizlik düşüyor

Geçen hafta Başbakanın düşük büyümeye tahammülü olmadığından söz etmiştim. Önünde kazanılması gereken iki seçim var. Doğal olarak bu seçimlere olabildiğince iyi ekonomik koşullarda girmek istiyor. Yani büyümenin yüksek olduğu, işsizliğin de düştüğü koşullarda. Oysa büyüme tahminleri çoğunlukla yüzde 2-3 arasında. En son IMF 2014 büyüme tahminini yüzde 3.5’ten 2.3’e çekti. Yıl başında büyümeyi ben de yüzde 2.5 civarında beklediğimi açıklamıştım.
Ekonomi yönetimi ise büyümenin dengeli olmasına odaklanmış durumda. Büyümenin düzeyi tali bir konu gibi duruyor. Büyüme konusundaki bu farklı iki yaklaşımı rakamlara tercüme edersek şöyle söyleyebiliriz: Ekonomi yönetimi yüzde 4’e yakın bir büyümeye razı; yeter ki cari açık küçülsün, enflasyon düşsün.  Başbakanı ise bu düzeyde bir büyüme kesmiyor. Haksız olmadığını söylemiştim. Yüzde 4’ün altında bir büyüme normalde işsizliği az da olsa yükseltir.

Büyüme beklenenden iyi

Hal böyleyken ekonomik gidişat ne durumda? Birinci çeyrek geride kaldı. Çoğunlukla ilk iki ayın öncü göstergelerine dayanarak güvenilir bir tahmin yapmak mümkün. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam) geçen cuma yayınladığı Ekonomik Görünüm notunda (“İhracata dayalı büyüme”) çeyrekten çeyreğe büyümeyi yüzde 0,5, yıllık büyümeyi de yüzde 3,8 tahmin ediyor. Bu oranların ardındaki Betam değerlendirmesi şöyle özetlenebilir: Özel tüketimde hafif düşüş var. Yatırımlar yatay seyrediyor. İhracatta belirgin artış, ithalatta ise düşüş var. Sonuç olarak büyümeyi net ihracat taşıyor.
Sonuç olarak, gerek düzeyi gerek niteliği itibariyle ekonomi yönetiminin öngördüğü büyümeye yakın bir büyüme söz konusu. Nitekim Betam cari açıkta 0,4 puanlık bir düşüş (yüzde 7,9’dan 7,4’e) bekliyor. Betam elbette yanılabilir. Üstelik tahminine Mart göstergeleri – düşen kapasite kullanımı hariç- dahil değil. Ama buna karşılık tüketici ve yatırımıcı güveninde belirgin iyileşmeler var. Diyebilirsiniz ki önümüzde daha üç çeyrek var ve siyasal gelişmelerin neler getireceği belli olmaz. Doğru ama yine de yüzde 2-3 arasındaki 2014 büyüme tahminlerinin kötümser kaldığını düşünmeye başladım. Kaldı ki iç talebi desteklemeye müsait bir manevra alanı da mevcut.

İnşaat yukarı, işsizlik aşağı

Diyelim ki önümüzdeki çeyreklerde de yüzde 4’e yakın dengeli bir büyüme devam etti. Başbakan Merkez Bankası’na faiz baskısı yapmaktan vazgeçer mi? Sanırım işsizlikteki gidişat bu konuda önemli bir unsur olacaktır. Dün TÜİK Ocak dönemi (Aralık-Ocak-Şubat) işgücü piyasası rakmalarını açıkladı. İşsizlik düşmeye devam ediyor. Mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre işsizlik oranı bir önceki döneme kıyasla 0,3 puan (yüzde 9,4’ten 9,1’e) düşümüş durumda. İşsizlik 7 dönem boyunca yükselip yüzde 10,2 ile zirve yaptıktan sonra son dört dönemdir düşüyor. Bu düşüşte inşaat sektörü önemli bir paya sahip. Nitekim, son dört dönemde bu sektörde istihdam artışı 330 bin. Bir ara yavaşlayan hizmet istihdamı da son dönemde hızlanmış görünüyor. Bu arada tarım istihdamı düşmeye devam ediyor.

İstihdamın büyümeyi belirli bir gecikmeyle takip ettiğini biliyoruz. Bu bakımdan işsizlikte gözlemlenen düşüş eğilimi geçen sonbaharda hızlanan büyüme ile açıklanabilir. Son çeyrekte büyüme yüzde 4,4’e yükselmişti. Ama aynı zamanda büyümenin istihdam yaratma kapasitesinin çok yüksek düzeyde devam ettiğini not etmek gerekir. Bu yıl nispeten daha düşük bir büyüme gündemde. Ancak büyümenin istihdam yaratma kapasitesinde düşüş olmazsa, buna normalleşme olmazsa da diyebiliriz, yüzde 4’e yakın bir büyüme ile işsizlik düşmese bile en azından artmaz. Böyle bir gidişatın ekonomi yönetimine rahat nefes aldırması muhtemeldir.

6 Kasım 2013 Çarşamba

İşsizliğin geleceği

Geçen hafta İzmir İktisat Kongresi’nde işsizliğin geleceği üzerine bir sunum yaptım. Konunun ekonomik açıdan önemi malum ama art arda üç seçimin yaşanacağı önümüzdeki dönemde işsizliğin geleceği siyasal açıdan da önemli. Doğal olarak iktidar partisi işsizliğin azalmasını bekliyor. Orta Vadeli Program (OVP) bu yıl yüzde 9,5 olarak tahmin ettiği işsizlik oranının ılımlı bir azalışla 2016’da yüzde 8,9’a gerilemesini öngörüyor. Kritik soru şu: OVP’nin öngörüsü mü gerçekleşir yoksa işsizlik halen olduğu gibi artmaya devam eder mi? Temmuz 2012’den 2013’e işsizlik oranının yüzde 8,4’ten yüzde 9,3’e yükseldiğini hatırlatayım.

Yanıtı sona saklayalım ve son sekiz yılın işgücü piyasası dinamiklerine bir göz atalım. 2004’ten 2012’ye işsizlik oranı yüzde 10,8’den 9,2’ye geriledi. Bu kuşkusuz sınırlı bir başarı ama iki noktaya dikkat çekmek isterim: Birincisi, sekiz yılda çalışan sayısı 5 milyon 200 bin arttı. İşsizlik daha fazla azalmadıysa nedeni işgücünün de istihdam artışına hemen hemen eşit miktarda artmış olmasıdır. İkinci nokta, kriz sırasında yüzde 14’e yükselen işsizlik oranının üç yıl gibi kısa bir süre içinde yüzde 10’un altına inmiş olmasıdır. Bu başarıda yüksek büyüme kadar büyümenin sıçrama gösteren istihdam yaratma kapasitesinin de payı büyük.

Büyüme-istihdam ilişkisi
Aslında son iki yıldır düşen büyüme hızına paralel olarak işsizliğin daha hızlı artması beklenirdi. Bu gerçekleşmedi çünkü istihdam artışı fazla yavaşlamadı. Büyüme-istihdam ilişkisi bakımından çok farklı iki dönem yaşadık. Kriz öncesinde 2004-2008 arasında ortalama büyüme yüzde 5,1 oldu. İstihdam ise yılda ortalama 390 bin arttı; bir puanlık büyümeye 76 binlik ek istihdam. Buna karşılık 2010-2012 arasında ortalama büyüme hızı yüzde 5,4 olurken ortalama yıllık istihdam artışı 1 milyon 100 bin oldu: Bir puanlık büyüme 204 bin ek istihdam yarattı. Bu şaşırtıcı gelişme işsizlik açısından elbette iyi oldu. Ama bir bedeli de oldu: Emek verimliliği düşerken kişi başına gelir artışı çok yavaşladı.
OVP bu sorunun farkında. 2014-2016 döneminde ortalama büyüme hızını yüzde 5’e yakın öngörürken yıllık istihdam artışının da yaklaşık 600 bin olmasını bekliyor; bir puanlık büyüme için 120 bin ek istihdam. Bir diğer açıdan verimlilik artışının geri dönmesi söz konusu. Bu makul bir varsayım. Ama buna karşılık son dönemde yıllık artış temposu bir milyonun üzerine çıkan işgücü artışının da büyük ölçüde düşerek istihdam artışıyla (yıllık 600 bin) paralel seyredeceğini öngörüyor. Bu öngörü gerçekleşirse işsiz sayısı 2 milyon 700 binde sabitleniyor, işsizlik oranı da yukarıda belirttiğim gibi 0,6 puan azalıyor.

İşgücünde güçlü artış
OVP’nin işsizlik öngörüsünde iki kritik nokta var. Birincisi, büyüme hedefi. Yüzde 5 büyüme enflasyon ve cari açık kısıtları dikkate alındığında iddialı bir hedef. Ama gerçekleşeceğini kabul edelim. Burada ikinci noktaya geliyoruz: İşgücü artışı öngörülen ölçüde yavaşlar mı? Son sekiz yılda çalışabilir nüfusun ortalama yıllık artışı yaklaşık 900 bin oldu. Bu artışın dörtte üçü (675 bin) işgücüne katıldı. Bu katılım son yıllarda özellikle kadınlarda gözlemlenen ve nedenleri henüz tam olarak bilinmeyen çalışma iştahı ile birlikte hızlandı. Son iki yılda kadın katılım oranı ortalama 1,2 yüzde puan arttı. Bu artış kriz öncesinde 0,8 puandı. Her ne kadar işgücü artışında tedrici bir azalma görülüyor olsa da yapısal dinamiklere bağlı olan işgücü artışının 600 bine gerileyeceğini sanmıyorum. Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda işsizliğin yavaş da olsa artmaya devam etmesi yüksek ihtimal.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Upward signs in unemployment

On Thursday, the Turkish Statistics Institute (TurkStat) released the labor market figures for the June period (May-June-July). All the figures point to an increase in unemployment.


It could be more difficult to find jobs in the coming months
The year-on-year change in the unemployment rate has shown a rising trend in the last eight months and the most recent figures confirmed this trend. From June 2012 to June 2013 the overall unemployment rate increased from 8.2 percent to 8.8 percent and the non-agricultural unemployment rate from 10.4 percent to 11 percent. As for the seasonally adjusted figures, which constitute a better indicator of current trends, the overall unemployment rate rose from the periods of May to June from 9.4 percent to 9.6 percent and non-agricultural unemployment from 11.7 percent to 11.8 percent.
These increases, albeit limited, could be the signs of a rising trend in unemployment. This is not surprising; on the contrary, this must be considered a return to the norm. Indeed, the low growth trend prevailing in the Turkish economy for almost two years should have caused a rise in unemployment earlier. The growth rate was limited to a mere 2.2 percent last year and for this year, there is a large consensus among forecasters, including Deputy Prime Minister Ali Babacan and Turkish Central Bank Governor Erdem Başçı, that the gross domestic product (GDP) growth will be under 4 percent, probably around 3.5 percent. Those rates can be considered quite high by European standards, but they are insufficient for Turkey to keep unemployment under control given the existence of a strong increase in the labor force. Very surprisingly, the low growth trend in GDP did not produce a significant increase in unemployment until now, thanks to a very high rate of job creation in the non-agricultural sectors, particularly in services.
What is striking about the new figures is the rise of unemployment seems to result from a weakening of the job creation process. Indeed, the monthly brief from Bahçeşehir University Center for Economic and Social Research (Betam) on the Turkish labor market shows that there is an important decrease in seasonally adjusted employment in the construction sector (minus 5.6 percent) from May to June. It must be noted that this sector employed almost the same number of workers in June 2012 as in June 2013. This is a sign of a serious economic slowdown in construction.
At the moment there aren't clear signs of a resurgence in either domestic demand or exports. The recent rise in loan rates can hardly drop in the context of expectations of diminishing liquidity in the international financial markets, due to the US Federal Reserve's roadmap for progressively ending cash stimulus. To this negative we must add the still-stagnant European market. So, in these circumstances the Turkish economy could be facing even lower growth in the coming months. If at the same time the end of the job creation “miracle” is confirmed, unemployment will start to increase clearly and in earnest. It is significant that Betam's early indicator of unemployment calculated from the Kariyer.net database (the biggest Internet-based job network in Turkey) signals an unemployment increase for July.
Until now, the Justice and Development Party (AK Party) government did not suffer politically from the slowdown in growth. The unemployment decrease, which had prevailed since the strong recovery in the aftermath of the global recession, halted, but unemployment did not rise significantly either. In the coming months, in which we will witness the increased tensions of successive electoral campaigns, a rise in unemployment will definitely be a headache for the incumbent AK Party. How can the government respond to rising unemployment? Public expenditure, particularly in construction, can be augmented. There is some room to maneuver on this front, since the budget deficit is quite low (well under 3 percent) and this is also the case for public debt, its ratio to GDP being around 37 percent and on a declining path. However, it should be remembered that the AK Party is a strong believer in fiscal discipline, and the low budget deficit constitutes the Turkish economy's main anchor in the context of a high and rising account deficit. Then, there remains the monetary option. However, it is not certain that the Turkish Central Bank will be able to decrease interest rates in the coming months.
One thing is certain: The coming period will be very interesting for political economists.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Para politikasının sınırları


Bu hafta başında ekonomide iki önemli gelişme yaşandı. Pazartesi günü TÜİK Ocak dönemi işgücü piyasası istatistiklerini açıkladı. Dün de Para Politikası Kurulu hem politika faizinde hem de faiz koridorunun alt ve üst limitlerinde şok indirime gitti. Bu iki gelişme doğrudan bağlantılı olmasa da ekonomik gidişata dair bir durum saptaması yapmaya izin veriyor.

            Düşen büyümeye rağmen işsizlik cephesinde gidişat korkulduğu kadar vahim değil. Mevsim etkilerinden arandırılmış işsizlik oranları ılımlı bir yükselişin ardından bir kaç dönemdir yatay seyrediyor; Toplam işsizlik oranı yüzde 9,4, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 11,8 düzeyinde. Bu oranlar 2012 Ocak döneminde sırasıyla yüzde 9 ve yüzde 11,2 düzeyindeydi.  2,5 milyonun altına gerileyen işsiz sayısı da 3 milyona yaklaştı.

İşsizlik bıçak sırtında

            Herhangi bir iktisatçıya sadece işsizlik ile büyüme oranlarının gelişimi ile bilgi verseniz ve “ne düşünüyorsunuz” diye sorsanız, size vereceği yanıt, “bu çok normal bir gelişme, işsizlik düşük büyümenin sınırladığı istihdam nedeniyle artmıştır” olacaktır. Oysa tam böyle değil. Bu köşede son aylarda sık sık vurguladığım gibi düşük büyümeye rağmen istihdam artışları yüksek seyretti ama aynı zamanda işgücü artışı da yüksek oldu. İstihdam artışları çok büyük ölçüde hizmet sektöründe gerçekleşti. Ne ki, son rakamlar hizmet sektöründe istihdam artışının durduğunu gösteriyor. Bu kez artış uzun süredir durgun olan sanayi istihdamında meydana geldi. Kesin yargıda bulunabilmek için bir iki dönem daha beklemek gerekiyor ama son manzara bana iki şey düşündürüyor: Bir, hizmetlerdeki olağandışı yüksek istihdam artışının sonuna gelinmiş olabilir. İki, sanayi üretimi artsa da, gelecekte bu sektörde yüksek istihdam artışları beklememek gerekir. Bu da rekabet gücü açısından iyidir.

            Şimdilik göründüğü kadarıyla büyüme oranı henüz yüzde 3’e ulaşabilmiş değil. Bir miktar daha güçlenmesi bekleniyor. Bununla birlikte düşük büyüme-yüksek istihdam mucizesinin önümüzdeki dönemde tekrarlanacağını sanmıyorum. İşsizlikte artışın daha belirgin hale gelmesini bekliyorum.

Negatif faize merhaba

Merkez bankasının şok faiz indirimi negatif faizi gündeme getiriyor. Gösterge faiz yüzde 5,5’a geriledi. Para Politikası Kurulu açıklamasında, faiz indirimini iç talebi canlandırmak için değil, hızlanan sıcak para girişlerine set çekmek için yaptığını ima ediyor. Reel kur düzeyi alarm veriyor. TCMB Türk Lirasının bir miktar değer kaybetmesini istiyor. Kredi genişlemesi ise açıklamada belirtildiği gibi çizilen sınırın üstünde seyrediyor. Bu koşullarda yıl sonu enflasyonun yüzde 6’nın altına inmesi zor. Beklenen reel faiz negatif alana geçmiş durumda. Kredi faizleri daha da gevşerse kredi artışı daha da güçlenebilir ve artan talep fiyatlar üzerinde baskı oluşturabilir.

 Mevcut makro ekonomik görünüm para politikasının sınırlarına gelindiği izlenimini veriyor. Kredi gerilmesini dizginlemek için sıcak para girişlerinin dizginlenmesi yetmeyebilir. Merkez Bankası’nın elindeki aletlerle bir yandan reel kuru bir miktar aşağıya çekmesi, diğer yandan da kredi genişlemesini ve enflasyon artışını frenlemesi zor. Haziran 2011’de olduğu gibi BDDK’nın devreye girerek kredi artışını doğrudan frenlemesi gerekiyor. Gelecek günlerde bu yönde bir hamle sürpriz olmaz.

Türkiye ekonomisi dar bir alana sıkışmış durumda. Büyüme dengeli olmak zorunda. Ama aynı zamanda dengeli büyüme büyüye oranının işsizlik artışını kontrol altına alacak düzeylere çıkmasını engelliyor. Bana göre bu ikilem mevcut gidişatın özüdür.

16 Ocak 2013 Çarşamba

İstihdamı hizmetler sürüklüyor

Güvenlikçiler: İstihdam dostu bir sektör

Dün açıklanan işgücü piyasası Ekim dönemi (Eylül-Ekim-Kasım) verileri işsizlik  artışında duraklamaya işaret ediyor. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Eylül dönemine kıyasla yüzde 9,4’den 9,3’e gerileyerek az da olsa düşüş sergiledi. Betam’ın tahmini de tarım dışı işsizlik oranının yüzde 11,7'den 11,6’ya gerilediğini gösteriyor.

            İşsizlikteki değişimlerin işgücü ile istihdamdaki değişimlerin sonucu olduğu maulm. İstihdam artışı geçen döneme kıyasla biraz daha düşük: Yüzde 1,2 yerine 1,1. Buna karşılık Eylül döneminde büyük artış gösteren işgücü (yüzde 1,4) Ekim döneminde yüzde 1 artmış. İşsizlikteki sınırlı düşüş de bu gelişmeden kaynaklanıyor. Mevsim ve takvim eteksinden arındırılmaya rağmen işgücü ve istihdam rakamlarının aydan aya yüksek oynaklık gösterdiği dikkat alınırsa işsizlikte zaman zaman düşüş gerçekleşmesinin fazla üzerinde durmamak gerekir. Büyümede belirgin bir artış ortaya çıkıncaya kadar işsizliğin yükselmeye devam etmesini bekliyorum.

Hizmetlerde olağanüstü istihdam artışı

            Kriz ertesinde büyüme istihdam ilişkisinde çok önemli bir değişiklik söz konusu. İstihdamı neredeyse tümüyle hizmet sektörü sürüklüyor. Tarımda istihdam artışı tamamen durdu. Sanayide artış 74 binle sınırlı. Artış oranı yüzde 1,6’dan ibaret. Eylül-Ekil-Kasım döneminde sanayi üretim artışının yüzde 3,9 olduğu düşünülürse bu  makul bir istihdam artışı. Sanayide istihdam artışlarının daha çok verimlilik kazanımlarına dayanması sağlıklı bir gelişme. İnşaatta yıllık istihdam artışı oransal olarak yüksek: Yüzde 6,2. Ancak inşaat toplamda küçük bir paya sahip olduğundan mutlak artış 110 binden ibaret. İstihdam artışının çok büyük bölümü hizmetlerden kaynaklanıyor. Bu sektörde çalışan sayısı son bir yılda 806 bin artmış. Artış oranı yüzde 6,9.

            Bu oldukça şaşırtıcı bir gelişme. 2012 3. çeyrek itibariyle hizmetlerde GSYH, diğer ifadeyle katma değer artışı yüzde 1.4. Bu rakam yüzde 6,9’luk istihdam artışıyla karşılaştırıldığında, ek istihdamın hiç katma değer yaratmadığı gibi mevcut istihdamın da verimini düşürdüğü görülüyor! Böyle bir gelişme ancak geçici bir süre belki olabilir; özellikle kamuda yüksek istihdam artışları gerçekleşiyorsa. Yine de bu kadar yüksek istihdam artışını açıklamakta güçlük çektiğimi belirtmeliyim. Tabi ölçüm hataları da olabilir. İstihdam mı abartılıyor yoksa GSYH mı eksik ölçülüyor? Araştırılmaya değer.

İşsizlik birikiyor

            Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (Betam) dün yayınladığı İşgücü Piyasası Görünümü araştırma notunda hizmet kesiminin alt sektörlerindeki istihdam değişimleri mevsim etkisinden arındırılarak inceleniyor. Hizmetlerdeki istihdam artışının özellikle bir kaç sektörde yoğunlaştığı görülüyor. İdari ve destek hizmet faaliyetleri, kamu yönetimi ve savunma, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri alt sektörleri son bir yılda hizmetlerde yaratılan 820 binlik istihdamın 652 binini (yüzde 80) yaratmış. Bu alt sektörlerde GSYH artışı da daha yüksek: Yüzde 3,5 ile 4 arasında. Kamu istihdamı işsizlik artışını sınırlıyor.

            Hizmet istihdamındaki anormal artış nereden kaynaklanırsa kaynaklansın kalıcı olacağına ihtimal vermiyorum. Bir tarafta düşük büyüme, diğer tarafta da fazlasıyla istihdam yaratan bir büyüme söz konusu. Bana öyle geliyor ki Türkiye işgücü piyasası henüz açığa çıkmayan işsizlik biriktiriyor. İlerde beklenmedik sarsıntılar ortaya çıkabilir.

19 Aralık 2012 Çarşamba

İşsizlikte artış belirginleşiyor


Eylül dönemi işgücü istatistikleri işsizliğin yönünü düşüşten artışa çevirdiğini açıkça ortaya koydu. İki ay önce bu köşede düşen büyümenin işsizliğe yansımasının ilk işaretlerinin belirmeye başladığını yazmıştım (“İşsizlikte dönüm noktası”, 17  Ekim). Son rakamlar bu öngörüyü doğruladı.

TÜİK verileri mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranının Ağustos döneminden Eylül dönemine yüzde 9,2’den 9,4’e yükseldiğini gösteriyor. Bahçeşihir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (Betam) tahminine göre de tarım dışı işsizlik oranı aynı dönemde yüzde 11,4’den 11,8’e yükselmiş bulunuyor (Betam İşgücü Piyasası Görünüm (IPG) Aralık 2012). Ayrıca yıllık değişim olarak baktığımızda krizden bu yana ilk kez işsiz sayısında artış gerçekleşmiş bulunuyor. Geçen yılın Eylül dönemine kıyasla işsiz sayısı 140 bin kişi artarak yaklaşık 2 milyon 360 binden 2 milyon 500 bine yükseldi.

Artış devam edecek

            Düşen büyümeye paralel olarak işsizliğin beklendiği gibi artmaya başladığına şüphe yok. İşsizlik artmaya devam edecek mi? Bir kere önümüzdeki aylarda düşen büyümenin momentumuyla işsizliğin doğal olarak artmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Biliyorsunuz 3. çeyrekte yıllık büyüme oranı yüzde 1,6’da kaldı. Son çeyrekte bir miktar canlanma bekleniyor ama  bu sinirli canlanma işsizliği yeniden düşüşe geçirmek için yeterli olmayacaktır.

            Esas sorun büyümenin geleceği. Hükümet gelecek yıl için büyümeyi yüzde 4 olarak öngörüyor. OECD’nin son tahminleri de bu yönde. Büyümenin alacağı şekli geçen hafta tartışmıştık (“OECD’nin hüzün verici iyimserliği”). Bu iç talebe dayalı, dolayısıyla da uzun sürmeyecek bir büyüme olacak. Bu tartışmayı bir yana bırakalım ve yüzde 4 civarında bir büyümenin işsizliği azaltıp azaltamayacağına bakalım.


İstihdamı kamu sırtlıyor

            Betam sektörler itibariyle istihdamdaki değişimleri mevsim ve takvim eteksinden arandırarak tahmin ediyor. Bu sayede TÜİK’in tahmin ettiği toplam istihdamdaki eğilimin arka planını izleyebiliyoruz. Betam’ın tahminlerine göre (IPG Aralık 2012) sanayi istihdamı bu sektördeki durgunluğa paralel olarak yatay seyrediyor. Keza tarımda da istihdam bir süredir yatay seyirde. Orta vadede azalması kaçınılmaz. Buna karşılık hizmetlerde muazzam istihdam artışı var. Hizmet istihdamı aydan aya muntazam artıyor. Son bir yılda artış 657 bin.

            Bu olağanüstü yüksek artışı ayrıntılarına baktığımızda beş alt kesimin öne çıktığını görüyoruz: Eğitim, sağlık, İdare, Savunma  ve güvenlik hizmetleri. Bu alt kesimlerin ilk dördündeki istihdam artışları büyük ölçüde kumunun yarattığı istihdama bağlı. Öğretmen ve sağlık personeli sayısının artırılması sadece işsizlik açısından değil uzun dönemde büyüme açısından da olumlu. İdare ve savunmaya daha ayrıntılı bakmak lazım. Burada önemli olan hizmet sektörünün, özellikle de Devletin istihdamı daha ne kadar sırtlamaya devam edebileceği. 2013 bütçesi oldukça sıkı tutulmuş durumda. Personel sayısını çok fazla artırmaya müsait değil. Ayrıca yüzde 4’lük büyümenin, yıllık ortalama artışı 550 bin civarında olan tarım dışı işgücünü karşılayacak kadar istihdam yaratması pek mümkün değil. Kriz ertesi dönemde 1 puanlık büyüme hizmetlerdeki yüksek istihdam artışları sayesinde tarım dışında yaklaşık 0,6 puanlık istihdam artışı sağlıyor. Bu hesapla yüzde 4 büyüme tarım dışı istihdamı ancak yüzde 2,6 oranında artırabilir. Bu hesapla istihdam artışı 500 bini bulmuyor. 

Sonuç olarak önümüzdeki dönemde Hükümet işsizlik artışı ile bütçe disiplininden taviz arasında zor bir tercih yapmakla karşı karşıya kalabilir.